Terk edilmis binalar ülkesi: Yunanistan

Yunanistan ile ilgili bir yazı yazıp da rembetiko müziğinden bahsetmemek olmaz. Aslında İzmir merkezli olan rembetiko müziği mübadeleler sonucu malesef Anadolu’dan ayrılıp gelişimine Selanik ve Atina’da devam etmiştir. Lütfen yazımı okurken bu şarkıyı dinleyerek okuyunuz, havaya girmenize yardımcı olacağını düşünüyorum.


Münih’teki erasmus yılımdan beri bir çok Avrupa birliği üyesi ülkeyi ziyaret ettim. Bunlar arasında açıkça belirtebilirim ki Yunanistan en az Avrupalı olan Avrupa Birliği ülkesi idi. Aslında bu kötü ya da iyi bir şey değil. Hatta özellikle kültür benzerlikleri sayesinde evde gibi hissetmenize sebep oluyor.

Muhtemelen hepiniz Yunanistan’ın son yıllarda gündemden düşmeyen ekonomik durumundan haberdardır. Hatta konu ile ilgili birkaç sene önce bir referandum bile yapılmıştı. Yanlış anlamayın amacım benim bile zor anladığım ekonomik bilgilerle yazıyı sıkıcı bir hale dönüştürmek değil. Ancak Yunanistan’a gidip de ekonomik durumun sonuçlarını fark etmemek biraz zor açıkçası. Beni bu konuda en çok etkileyen neredeyse her mahalle ve sokakta en az bir tane bulunan terk edilmiş eski binalar. Ne de güzel binalar terk edilmiş öylece bırakılmış. İstanbul’da da görmeye aşinayız özellikle Tarlabaşı ve Beyoğlu çevresinde ancak Yunanistan’da bu durum daha da kendini belli ediyor. Bu binalara bakıp da büyülenmemek elde değil. Bakımsızlıklarına rağmen zamana meydan okuyorlar adeta. Aşağıdaki fotoğraflarda bu binalardan birkaç tanesini görebilirsiniz.

Terk edilmiş bina fotoğrafları Elsa tarafından çekilmiştir.

Akropolisten şehir manzarası

Atina hava limanına inip eşyalarımızı merkez Monastiraki meydanının dibindeki odamıza bıraktıktan sonra şehri keşfetmeye karar verdik. Monastiraki çevresindeki sokaklarda gezerken insanın ilk gözüne çarpan şey tabi ki Akropolis. Bu devasa antik Yunan tapınağı tıpkı terk edilmiş binalar gibi zamana meydan okuyor ancak kesinlikle kendi haline bırakılmış değil. Yıllardır süregelen restorasyon çalışmaları biz oradayken de hummalı bir şekilde devam etmekte idi. Üstünde bulunduğu tepenin eteklerinden seyrederken kendinizi çok önemsiz ve küçük hissetmemek elde değil. Şansımıza komşuda her ayın ilk pazar günü müzeler ücretsiz olduğu için oluşan kalabalıkta bir süre vakit kaybettikten sonra bu muhteşem tapınağı yakından görme şansını elde ettik.

Daha önce Yunanistan’ı ziyaret eden arkadaşlarımın neredeyse hepsi anakaradan vazgeçip adaları ziyaret etmenin daha güzel olacağını tavsiye etmişlerdi. Ancak ben her ikisini de ayrı ayrı merak ediyordum. Malum Mart ayında insan nasıl bir hava bekleyeceğini tahmin edemediği ve sadece 5 günlük bir gezi olarak planladığımız için adaları bir sonraki sefere bırakmıştık ki, fotoğraflardan göreceğiniz üzere Atina’da harika bir hava bizi karşıladı. E durum böyle olunca biz de Atina’ya en yakın ada olan Egina’yı günübirlik ziyaret etmeye karar verdik. Adaya varınca ulaşımın neredeyse sadece moped ile gerçekleştirildiğini fark edince biz de bir moped kiralamaya karar verdik. Elsa ehliyetini Berlin’de ben ise Atina merkezdeki Odamızda bırakmıştım. Bundan sonrasını anlatmadan önce ehliyetimi neden odada bıraktığımı anlatmam sanırım yerinde olacaktır.

Odamızdan Akropolis manzarası

Muhtemelen kulağa cahil gelecektir ancak Pire limanının bulunduğu Pire bölgesinin aslında kendi başına bir şehir olduğunu ve hatta Yunanistan’ın en büyük üçüncü şehri olduğunu bilmeden limana gidip ada biletlerine bakmak istemiştik. Pire şehri Atina’ya sadece bir metro ile bağlı olduğu için aslında ayrı bir şehir olduğunu anlamak zor. Atina’ya vapur ile gelmeye karar verdiyseniz sizi de bu çirkin Pire Limanı karşılayacaktır. Açıkçası sanırım Pire Limanı hayatımda gördüğüm en çirkin limanlardan biriydi. tamamen betona yenik düşmüş, sanki yüzyıllardır devam eden inşaat sahalarına ev sahipliği yapan bu limana gitmek için trene bindik. Önce Elsa bindi sonra da ben. Tren sanki Tokyo metrosu gibi kalabalıktı (Hayır, henüz Japonya’yı ziyaret etmedim ancak meşhur videoları tabi ki izledim.). Elsa’nın yanına geçmek için hareketlendiğimde önümdeki adam sanki kasten önümü tıkıyor gibiydi. İstanbul’da yaşadım kaç sene metrobüs kullandım, alışığım yani kalabalığa istemsiz vücut temaslarına ama bu alışılmışın dışında idi. Sağdan geçmeye çalıştım önüme geçti, soldan geçmeye çalıştım yine beni engelledi. Tam çattık ya diye düşünürken sağ ön cebimden cüzdanımın hareket etmeye başladığını hissettim. Anlık bir refleks ile elimi cebime attım ve cepçiyi bileğinden yakaladım. Hayatımda ilk defa böyle bir olay başıma geldi ve o an ne yapacağımı bilemeden bildiğim tüm dillerde bağırmaya başladım elini çeksin diye. O da bana Yunanca bağırmaya başladı ve sonra pü sana der gibi yapıp metrodan hızlıca çıktı. Sonrasında ise trendeki herkes bana sanki ben onun parasını çalmaya çalışmışım gibi bakmaya başladı. Kim bilir Rumca bağırırken neler söyledi… Akşam tatsız olayın Yunanistan ziyaretimizi mahvetmesine müsaade etmemeye karar verdik ancak önlem olarak para, kimlik ve öğrenci kartı dışındaki tüm önemli belgelerimizi odamızda bıraktık. İşte moped kiralamak istediğimizde elimi cüzdanıma attığımda ehliyetimi bulamamamın sebebi budur.

Atina hakkında son olarak: Türkiye’den aşina olduğumuz çarpık kentleşme maalesef burada da var. Bundan 10-20 sene öncesine kadar tarihi yapı ve eserleri koruyan düzgün bir yasaları olmadığı için aynı bizdeki gibi bin yıllık tapınakların üstüne altına sağına soluna saçma sapan binalar inşa edilmiş Atina hızla büyürken. Aynı İstanbul, İzmir gibi yani. Ama bunun dışında sokak büfeleri yemekleri Atina hakkında unutamayacağım bir ayrıntıdır. Hem uygun hem lezzetli bir çok seçenek her sokak arasında karşınıza çıkabiliyor. Hatta şanslıysanız şekersiz salep satan bir amcadan sokakta aynı bizim memlekette olduğu gibi sıcak bir salep içebilirsiniz. Mutfağı Türk mutfağını andırdığı için yemek konusunda hiç bir sıkıntı çekeceğinizi düşünmüyorum zaten bir sürü Türkçe isimli yemekleri var. Yoğurtlu kebap, musakka, imambayıldı, dolma, ekmek kadayıfı … bu liste uzar gider böyle. Biraz yunan alfabesini kaptınız mı tamamdır bu iş! Atina bu canlı sokakları tarihi dokusu güzel insanları ve havasıyla en favori şehirler listemde güzel bir yer edindi kendine.

Şimdi bakınca yazının istediğimden çok daha uzun olduğuna karar verdim. Sizi sıkmamak adına Egina ve Selanik maceramızı başka bir güne saklıyorum.

Şuradan Egina ve Selanik yazıma ulaşabilirsiniz.

Mopet ve Yağmur: Selanik ve Egina