Mopet ve Yağmur: Selanik ve Egina

Yunanistan gezimin ilk parçasını anlattığım makaleyi okumadıysanız bunu okumadan onu okumanızı tavsiye ederim: http://www.anatoliannomad.com/tr/terk-edilmis-binalar-ulkesi-yunanistan/


Vapur ile Pire limanından Egina adasına geçmek çok kolay ve kısa sürüyor. Eğer siz de Atina’yı ziyaret ederken bir gününüzü güzel bir Yunan adasında geçirmek istiyorsanız benim size tavsiyem Egina adası olacaktır. Ada hayli küçük ve sakin. Tabi bize böyle bir izlenim vermesinde yaz sezonu öncesi gitmiş olmamızın da etkisi vardır eminim. Yollarda ara ara görülen bir şeyler satmaya çalışan kamyonet tipi araçlar dışında araba görmek pek mümkün değil.  Ada içi ulaşım mopetler (50cc ya kadar ufak motosikletler) ile sağlanıyor. Zaten iskelede iniş yaptığınız zaman onlarca kiralama şirketi sizi karşılıyor.

A boat around Aegina

Tam olarak hangi şirketi seçtiğimizi çok iyi hatırlamıyorum ancak hatırlasaydım bile sanırım ismini burada paylaşmazdım (sebebini okudukça anlayacaksınız).  Yine Türkiye’deki gibi yan yana dizili aynı şeyleri satan mağazalarda fiyatlar aynı Yunanistan’da da. O sebeple sanıyorum ki tüm kiralama firmalarındaki fiyatlar üç aşağı beş yukarı aynıdır (günlük 15€). Mopetlerin farkına vardığım andan beri o gün için bir tane kiralamak istiyordum. Ada genel anlamda tepelik/dağlık bir yapıya sahip olduğu için bisiklet ile veya yürüyerek sıcak havada Egina’da geçireceğimiz tek günümüzü işkenceye çevirmek demek olurdu. Ehliyetleri evde bıraktığımız için Elsa hiç kiralama firmaları ile vakit geçirmeden direk gezmeye başlamak istedi. Daha önce de defalarca kere söylediğim gibi Yunanistan gerçekten bir çok açıdan Türkiye’ye benziyor ancak Egina adası sanki Türkiye’deki herhangi bir sahil kasabası görünümünde olduğu için ben ehliyetsiz araba kiralama konusunda şansımı denemek istedim. Gözümüze kestirdiğimiz kiralama firmasına gidip ufaktan muhabbete girdim. Malum havadan sudan konuşmak kültürümüzde var :). Atina metrosunda başıma gelen olaylardan bahsedince satış görevlisi arkadaş çok üzüldü ve bize yardım etmek istedi. Ben nasıl yaparız bir orta yolunu bulamaz mıyız derken kendisi hemen telefonumda ehliyetimin fotoğrafı olup olmadığını sordu. Olmaz mı abicim, yoksa da oldururuz diyerek hemen telefona sarıldım. Atina’daki ev sahibimizi arayarak masanın üstünde bıraktığım ehliyetin fotoğrafını yollamasını rica ettim. Kendisi de sağ olsun kırmadı hızlıca yolladı fotoğrafları ve şirketteki arkadaş da hemen bilgilerimizi doldurarak tek aynalı motosikletimizi bize verdi.

Our one mirrored moped

Hunharca kullanılmış, hız göstergeleri bozuk tek aynalı güzel motorumuzu alır almaz elemanın tarif ettiği benyzin istasyonuna yöneldik. Motorla dağın başında benzinsiz kalmak çok aptalca olur diye düşündüğüm için ve benzin göstergemiz de bozuk olduğu için yanımıza ekstra benzin almak istedim. Benzini fullemek 6€ civarı tuttu ve yine Türkiye’ye benzettiğim için hiç tereddüt etmeden benzinlikle çalışan kadına nerede yedek benzin doldurmak için boş şişe bulabileceğimi sorduğum zaman kadın da hiç duraksamadan yanımızda duran kutunun içindeki onlarca boş plastik şişelerden birini bana verdi. Hızlıca onu doldurarak yola çıktık. Eginanın güzel köylerini tek tek ziyaret etmek aslında çok da uzun sürmedi. Adada bir manastır, bir de antik bir tapınak var. Bunları ziyaret ettikten sonra sahil şeridini boylu boyunca gezdik. Her ne kadar suyun hala çok soğuk olduğunu bilmeme rağmen buraya kadar geldik, yüzmeden dönmek olmaz diyerek akşamüstü kendimi Ege’nin buz gibi sularına attım. Akşamüstü güzel bir Yunan kahvesi (Türk kahvesinin birebir aynısı) içip günbatımını izledikten sorna Atina’ya geri döndük ve ertesi gün son turlarımda hep alışkanlık haline getirdiğimiz free walking tour yapmaya karar verdik. Malesef ki Atina’da yaptığımız free walking tour hayatımda katıldığım en kötü turdu. Normalde 2.5 saat civarı sürmesi gereken tur 4 saate yakın sürdü ve son 1 saatini -abartmıyorum- Atina ve Yunanistan’dan ne tür hediyelik eşya almamızı tavsiye ederek geçirdi sevgili tur rehberimiz. Prinsip olarak sırt çantama diktiğim bayrak yamaları dışında çok hediyelik eşya almam. Bu sebeple son bir saatimiz çok sıkıcı idi. Ayrıca tarihle övünmeyi veya milliyetçilik yapmayı çok sevmememe rağmen Yunanistan tarihini anlatıp da Türklerden bahsetmemek bence büyük bir hata olduğunu düşünüyorum. Özellikle kendini bir tur rehberi olarak görüyorsan. Atina’da bir akşamımızı da klasik rembetiko müzikleri çalan bir tavernada güzel yemeklerle geçirdikten

Aegina port and center

sonra Selanik’e doğru yola çıktık.

Selanik’e gitmek için Atina’dan trene bindik. Belki duymuşsunuzdur, ekonomik krizin de etkisi ile tren yollarına verilen önem iyice azalmış olmasına rağmen, Avrupa Birliği’nden Selanik ve Atina arasına yüksek hızlı tren yapımı için yüklü miktarda ödenek almışlar. Ancak bu güne kadar ancak yarısı tamamlanabilmiş inşaatın. Yarısından sonra yıllar önce inşa edilmiş tek yönlü bir demiryolu üzerinde geçiyor. Bence bu hem iyi hem de kötü bir şey. Kötü çünkü yolun eskiliği ve tek hatlı olması trenin otobüsten çok daha yavaş seyahat etmesine sebep oluyor. İyi çünkü yol üzerinde anlatılmaz yaşanır denilen türden manzaralar ile Selanik’e giriyorsunuz.

Aslında Selanik’te sadece iki gün geçirmeyi planlıyorduk ancak Berlin havalimanlarının toplu grev yapmaları sebebi ile dönüşümüz iki gün ertelendi. Normal şartlar altında hiç üzülmem böyle bir şeye, ancak geri dönüp yaklaşan sınavlarıma çalışmam gerektiği için biraz strese sebep oldu bu uzatmalı günler. Tabi Selanik’e adım attğımızda başlayıp 4 gün sonra geri dönene kadar bitmeyen yağmurun da bizi melankoliye sürüklemesi tuzu biberi olmuştu. Nasılsa tüm bu negatif durumlara rağmen Selanik bize kendini sevdirmeyi başardı. Çok duymuştum İzmir ile Selanik ikiz kardeşlerdir diye ancak görene kadar emin olmam tabi ki mümkün olmadı. Ben de gidip gördükten sonra bu benzetmeyi haklı buldum açıkçası sadece denizi, şehir merkezi değil insanı da benziyor İzmir insanına.

Selanik’te büyükbabaları ve büyükanneleri Türkiye’den mübadele sonucu göçmek zorunda kalan İstanbullu ve Trabzonlu bir çiftin evinde kaldık. Türk dizilerinin yaşlı kesim tarafından ne kadar çok sevildiğine gözlerimle şahit oldum. Hep beraber oturup Yunanca altyazılı Kara Sevda isimli daha önce hiç duymadığım klasik bir Türk drama dizisi izledik :). Atina’da olduğu gibi Selanik’te de free walking tour yapmaya karar verdik. Atina’daki rehberimiz ne kadar kötü ise Selanik’teki de o kadar iyi bir rehberdi. Kendisi iyi eğitimli genç bir Selanikli olarak bize şehirle ilgili daha önce hiç duymadığım onlarca şeyden bahsetti ve Selanikte ayakta kalan son Türk dini yapısını gösterdi. Geri kalanları yangına ve vandalizme kurban gittiği için sadece bir türbe ayakta kalabilmiş. O da Türkiye’den göç eden Rum bir aile sayesinde.

Selanikte kalan vaktimizin çoğunu müzeleri ziyaret ederek geçirdik. Malum yağmur deli gibi yağarken dışarıda çok takılmak mümkün olmadı ve tüm günümüzü kafelerde oturarak da geçirmek istemedik. Selanik’te Atina’da geçirdiğimiz zamanın iki katını geçirmiş olsak da daha güzel bir havada mutlaka tekrardan ziyaret etmek istiyorum Mustafa Kemal’in memleketini.

Son olarak eğer ilginizi çekerse Yunanistan’da geçirdiğimiz zaman içerisinde çektiğim videoları birleştirererek böyle bir şey yükledim Youtube’a:

Elsa’nin ve benim kameramdan çıkmış birkaç fotoğrafı da burada görebilirsiniz: