Bolonya hakkında söyleyeceğim herşey

Spontane, plan yapmadan yaşamayı çok severim, zaten hiçbir zaman uzun vadeli planlar yapıp onları gerçekten hayata geçirmeyi başarabilmiş bir insan değilim.

Neden bilmem, Münih’teki neredeyse bütün arkadaşlarım mimarlık öğrencileri. Bir gün bu arkadaşlarımdan biri olan Kuba beni aradı ve 4 günlük küçük bir İtalya gezisi hakkında ne düşündüğümü sordu. Diğer arkadaşımız Biagio da katılacağını söyledikten sonra hep beraber plan yapmaya başladık. Sonuçta İtalya’ya daha önce hiç gitmedim, neden evde oturalım ki?

Ondan sonraki bir iki gün plan yapma ile geçti ve araba paylaşımı ile Italya’ya gittik ancak şoförümüzün nihai hedefi Bolonya’ya çok yakındaki Verona şehri olduğu için bizi orada indirdi. Biz de o zaman Verona’da konaklarız bir gece ve ertesi gün Venedik’e geçeriz şeklinde planımızı oluşturduk ancak biz yola çıkmadan hemen önce Biagio’nun Bolonya’da okuyan bir arkadaşı cadılar payramı partisine davet etti hepimizi. Ne kostüm ne de enerjimiz olmadığı için Kuba ile aslında çok istemeden de olsa kabul ettik. Ama hemen sonra aklıma İngiltere’de dil kursuna gittiğimde tanıştığım Bolonya’da yaşayan arkadaşım Vicky geldi ve şansıma telefon numarasını değiştirmemişti. Ben hemen ona mesaj atarak durumu hızlıca anlattım ve bizi seve seve ağırlayacağını söyledi hatta evinde kalmamız için ısrar etti. Saat akşam 9:03’te şoförümüz bizi Verona tran garında indirdi ve koşa koşa 9:05’te Verona’dan Bolonya’ya kalkan son treni yakaladık. Tabi trene koşa koşa yetiştiğimiz için ne trenin doğruluğunu kontrol edebildik ne de binmeden bilet alabildik.

Verona ile ilgili söyleyebileceğim her şey: Trenleri ve tren istasyonunu bulmak cidden zor! Özellikle de yağmur yağıyorsa!

Vicky bizle şehrin ana meydanlarından birinde buluştu ve sağ olsun bize evini açtı, yemek yaptı ve şehri gösterdi. Daha iyi bir ev sahibi hayal edemezdim sanırım.

asd

Bolonya Pasajları

Bolonya’da malesef 24 saat bile geçiremedim ancak bu kısa süreli izlenimlerimden yola çıkarak söyleyebilirim ki Venedik’e oranla çok daha canlı ve içten bir şehir. Nerdeyse tamamen öğrencilerden oluşuyor ve duyduğum kadarı ile şehrin yarısının da sahibi dünyanın en eski üniversitelerinden olan Bolonya Üniversitesine ait. Burda daha sonra İtalya’nın bir çok şehrinde de karşılaşacağım yağmur korumalı sokak pasajlarını gördüm ve gerçekten çok beğendim. Yandaki fotoğraftan görebilirsiniz. Yağmur yağsa bile şemsiyeye ihtiyaç duymadan nerdeyse tüm şehri turlayabilirsiniz!

Şehrin bar sokağında dolaşırken elimde kamera ile gören bir bar fedaisi benim bir muhabir olduğuma kendini hayli inandırmıştı. Vicky’nin söylediklerine göre bölgedeki barları sık sık sakinler gürültüden dolayı şikayet ediyormuş ve benim de konu ile ilgili bir makale yazan bir muhabir olduğumu düşünmüş. Şansımıza Vicky yanımızdaydı da sadece zararsız gezginler olduğumuza ikna edebildi ve biz de geceyi sorunsuz atlatabildik.

Bolonya’da daha fazla zaman geçirmeyi gerçekten çok isterdim ancak malum Venedik Bienaline yetişmemiz gerekiyor. Bizi Venedik’te ‘muhteşem’ bir ev sahibi bekliyor.

Çok spontane bir şekilde gerçekleşen kısa Bolonya ziyaretimizin ardından ayağımızı sürüye sürüye biraz da korku ile Venedik trenine biniyoruz ve Güreş Şehri Venedik’e doğru yol almaya başlıyoruzç

Venedik hakkındaki makaleme buradan ulaşabilirsiniz: http://www.anatoliannomad.com/tr/gures-sehri-venedik/