Batı Karadeniz’de Kamp – Küre Dağları

Çatak Kanyonu

Ailem ile çok sık olmasa da bayramlarda geziye çıkarız. Bu sene de dolar ve euro kurlarının hali sebebi ile Türkiye içerisinde kalmaya karar verdik. Daha önce hiçbirimiz Karadeniz bölgesi’ni gezmememiz ve İstanbul’a çok da uzak olmayan bir rota olması sebebi ile Küre Dağları Milli Parkı’nı gezmeye karar verdik.

Ailem benim geldiğim gün Adana’dan ile yola çıktılar ve beni Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan aldılar. Almanya’dan sabah 7’de kalkan uçağı kaçırmam sebebi ile biraz gecikmeli olarak yola çıktık İstanbul’dan. İlk geceyi İstanbul’dan çok uzaklaşmadan Ağva yakınlarındaki Hacıllı köyü’nde çadırımızda geçirdik. Annem ve babam daha önce gerçekten kamp yapmadıkları için biraz da deneme amaçlı bir geceydi aslında bu.

Hacıllı’da kamp yaptığımız noktada bizimkileri ilk şaşırtan telefonun çekmemesi ve tuvalet ve banyonun olmaması oldu :) Bana kalırsa bunlar kamp hayatının olmazsa olmazı. İlk birkaç saat içerisinde onlar da duruma alıştı ve teknoloji olmadan birbirimizle vakit geçirmeye başladık. Bu da kampın amacı zaten!

Dedim ya, bizimkilerin ilk gerçek kampı. Acemilikten dolayı sanki Seyhan Gölü’ne piknik yapmaya gider gibi doldurmuşlardı arabayı. Annem sağ olsun düdüklü tenceremiz bile vardı. Hatta o kadar fazla yemeklik malzeme getirmiştik ki Cide’deki kampımızın son gününde helva yapıp komşulara dağıttık :)

Valla Kanyonu

Benim kafamdaki ütopik planda aslında Trabzon’a kadar gitmek vardı, hatta belki de Artvin. ‘Ne de olsa 9 günümüz ve arabamız var’ değil mi…

Tabi ki evdeki hesap çarşıya uymadı ve tetris gibi olan bagajımızı indirmek nispeten kolay olsa da tekrar yüklemek gerçekten uzun sürüyordu.

Park Ilica Kamp Alani ve Cadirimiz

Yemek mevzunda da o kadar getirilmiş malzemeler, kullanmadan olmaz diyerek hareket etmemiz de hızımızı kesti. Bu sebeple hedefimizi küçülterek Kastamonu, Bartın ve Karabük arasında kalan Küre Dağları Milli Parkı’nı esas hedefimiz olarak belirledik.

Küre Dağları’na ulaştığımızda ne kadar doğru bir karar verdiğimizin farkına vardık. Milli parktaki yollar gerçekten vasat durumda ve bazı noktalara binek araç ile ulaşmak malesef mümkün değil. Park tarafından belirlenmiş kamp noktaları olmamakla beraber özellikle yaz aylarında vahşi hayvan aktivitesinin yüksek olduğu konusunda defalarca uyarıldık.

Hem tecrübesizlik hem de ayı korkusu sebebi ile bu sefer Hacıllı’daki gibi hiçbir kaynağın olmadığı bir noktada kamp yapmak yerine, Ilıca şelalesi yakınlarındaki ‘Parkılıca’ isimli bungalow / kamp alanında konaklamayı tercih ettik. Kamp konusunda internette çok iyi bilgi olmaması sebebi ile burada siz okuyucularımla ayrıntıları paylaşmak isterim.

Park Ilıca tesisleri seyahat etmeyi ve macerayı seven ve dostcanlısı bir aile tarafından işletilmekte. Kamp için çadır başı gecelik 50 tl gibi  makul bir ücret ödedik. Ek olarak, restorant ve kahvaltı hizmetleri olduğu gibi bungalow evlerde de konaklama imkanınız bulunmakta. Bungalow evler için ise 2018 Kurban Bayramı’nda kişi başı 110 tl talep ediliyordu. Tesisin web sayfası için tıklayın (fotoğraf galerisindeki fotoğrafların eski olduğunu belirteyim :) ).

Kamp noktasından Ilıca Şelalesi’ne cok rahat bir şekilde yürüyebiliyorsunuz ve diğer önemli noktalar ise (örneğin Horma ve Valla Kanyonu) 15-20 km uzaklıkta bulunuyor. Buralar için araç şart. Gelirken kamp yapmak ve kendi yiyeceğinizi hazırlayıp yemek istiyorsanız en yakın olarak Pınarbaşı köyündeki marketlerden temin etmeniz gerekmekte. Çünkü Ilıca’da bir market yok.

Yolların gerçekten kötü bir durumda olduğunu belirtmek isterim.

Valla Kanyonu dünyanın en derin ikinci kanyonu olduğu söyleniyor, kamp alanına dağ yolundan 15 km uzaktaki seyir terasına kadar araçla ulaşıp inanılmaz manzara ve doğa harikasının tadını çıkartmanızı tavsiye ederim. Valla Kanyonunda 4 km kadar hiking de yapabiliyorsunuz ve Horma Kanyonu’ndan Ilıca’ya kadar bir hiking rotası inşa edilmekte. Rotaların inşası ve işaretlenmesi bittikten sonra tekrardan bu sefer tek başıma ve ya hiking yapmayı seven kişilerle gelip milli parkı daha da yakından tanımak isterim.

Ilıca Şelalesi

Park Ilıca’da 2 gün konakladıktan sonra Biraz da Karadeniz sahillerini tecrübe etmek amacı ile daha önce methini çok duydugum Cide’nin Gideros koyuna doğru yol aldık. Park içerisinde daha kısa olan bir patika yol bulunmasına rağmen yol kalitesinin çok düşük, eğiminin çok yüksek olması sebebi ile Pınarbaşı’na geri dönüp Azdavay üzerinden Cide’ye yola çıkacaktık.

 

Cide - Kastamonu Yolu

Yol üzerinde ise Küre Milli Parkı’nın bir başka mutlaka görülmesi gereken Çatak Kanyonu’na giden patika yolu kullanarak Cam Seyir terasına ulaştık. Herhangi bir yere girmek için para ödediğimiz tek nokta burası idi. Henüz yolları tamamlanmadan seyir terasının tamamlanıp kullanıma açılmış olması ise Türk işi planlamanın nadide bir örneği olarak bizi karşıladı.

Çatak Kanyonu Valla Kanyonu kadar korkutucu ve derin olmasa da bir o kadar güzel ve nefes kesici bir manzaraya ev sahipliği yapmakta. Yükseklik korksuu olanlara tabi ki ikisini de tavsiye etmiyorum ancak görülmeye değer bir doğa harikası olduğunu düşünüyorum.

Bizi Adanalı’lar olarak ilk şaşırtan şey Safranbolu’dan sonra sıklaşan ve Almanya’daki yağmur ormanlarını anımsatan orman yolları ikincisi ile düz alanın noksanlığı idi. Düz alan olmaması sebebi ile evler birbirlerinden uzakta ve seyrek olarak konuşlanmıştı. Ve tabi ki Karadeniz insanının misafirperverliği de bizi çok etkiledi.

Daha ayrıntılı bilgi veya öneri almak isterseniz yorum bırakabilirsiniz fırsat buldukça yorumlarınızı okuyup cevaplıyorum :)

Cide ve Gideros ile ilgili yazımı da bu linki takip ederek okuyabilirsiniz.

Sevgi ve sağlık ile kalın!